BEN, KENDİM VE ANNEM

Sponsorlar

bursadogapsikoloji@gmail.com

Sınır koymak ile ilgili konuya daha önceki yazımda yer vermiştim. Ancak bu öyle iki satırla anlatılıp anlaşılabilecek bir konu değildir. Zira doğumumuzla başlayıp Freud’a göre yaşamın ilk 6 yılında şekillenen bu süreç eğer sağlıklı gelişmemişse ömür boyu kişiliğimizi önemli derecede belirleyecek olan duygu-düşünce ve davranış kalıplarımızı oluşturur. Yani bu aslında nasıl bir insan olacağımızdan tutun da insanlarla nasıl bir ilişki kuracağımıza, hayata bakış açımıza, olayları ve durumları yorumlayışımıza kadar bizi kontrol eden bir sistemi oluşturacaktır. Dolayısıyla önemini bir kere daha vurgulamak, biraz daha ayrıntıya girerek bu süreci en başından adım adım irdelemek ve böylelikle diğer yazımda da yer alan birkaç soruya cevap vermek istiyorum.

‘Sınır’ın ne olduğundan bahsetmiştik. Tekrar söyleyelim; sınır, ben ve ötekiler arasındaki çizgidir. Bu çizgi sadece fiziksel alanımızı değil aynı zamanda düşünce, duygu ve davranış alanlarımızı da kapsar demiştik. Diğer insanların, olayların ve/veya durumların bizim arzumuz, isteğimiz dışında duygusal ve fiziksel alanımıza girmesi de işgal edilmek anlamına geliyordu. Peki, soru şuydu? Birine karşı sınır koymaya (HAYIR demeye) çalıştığımızda neden suçluluk hissediyorum?

Çünkü anneler bebeklik ve çocukluk yıllarında farkında olmadan çocuklarına iyilik yaptıklarını düşünerek onları sıklıkla işgal ederler. Gerek çocuğa aç olmadığı halde meme vermek suretiyle susturarak, gerekse okula giderken çocuğun görev ve sorumluluğunda olan okul çantasını taşıyarak. Bazen hangi yemeği ne miktarda yiyeceğine karar vererek bazen de ne giyeceğine ne giymeyeceğine karar vererek. Konuştuğunda ‘sessiz ol’ ‘çok konuşuyorsun’ diyerek, sustuğunda ‘neden sustun, konuşmuyorsun’ diyerek. Çocuk kendisine bu kadar karışan, müdahale eden anneye itiraz etmeye kalktığında da anne küsüyor, çocuğu sevgisiz bırakıyor ya da cezalandırıyorsa çocuk anneyi üzmemek küstürmemek için kendi isyanından vazgeçecek, annenin bu darlamalarına, kendisine bu kadar karışmasına, her kararı annesinin vermesine boyun eğmek zorunda kalacaktır. Yani kendi alanını ve kararlarını savunamayacak, annesini üzmemek adına kendi istek ve arzularından vazgeçecektir. Çünkü anne çocuğun zihnine ‘seni sen olduğun için her halinle seviyorum’ değil, ‘benim dediğimi yaparsan seni severim’ duygusunu işlemiştir. Bu noktada anne temsili diğer insanlarla kuracağımız ilişkinin de temelini oluşturduğuna göre çocuk diğer bütün insanları da annesi gibi zannedecek, eğer onların istediklerini yapmazsam beni sevmezler hissine kapılacaktır. Bu da onlara tıpkı annesine diyemediği gibi hayır diyememe, onların istediklerine uyum gösterme, her söylenene boyun eğme davranışı olarak ortaya çıkacaktır.

Bu duygudan kurtulmak öyle sanıldığı kadar kolay bir şey de değildir. Zihnimizde kalıplaşmış ve kök salmış duygulardan kurtulmak cesaret, azim, irade ve kararlılık gerektirir. Sosyal anlamda başkalarıyla iletişim kurarken sürekli veren, alttan alan taraf olmak o kadar yorucu ve zorlayıcıdır ki aksi yönde savaşmaya gücümüz ve inancımız yetmeyebilir. Eğer sınır koyamamak, kendiniz gibi olamamak, başkalarına göre şekil almak, hayır diyememek ilişkilerinize, kişiliğinize ve hayat kalitenize ciddi derece etki edip zarar veren bir boyuta ulaşmışsa mutlaka bir uzman yardımı almanız gerekmektedir.